Aylin, Fatih Çatladıkapı’da Marmara Denizi’ne bakan dik ve dar sur altı yokuşunun ıslak arnavutkaldırımlarında akşam karanlığı çökerken ıslanmış çizmeleriyle adımlarını güçlükle atıyordu. Marmara’dan yükselen rutubetli ve dondurucu poyraz, kucağındaki teknik rölöve tüpünü ve çizim çantasını uçuracak gibi esiyordu. İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Tarihi Yapı Konservasyonu Bölümü’nden dereceyle mezun olduktan sonra, Çatladıkapı ve Yenikapı hattındaki 19. yüzyıl ahşap Rum kentsel miras yapıları ile yetimhane ek binalarının strüktürel durumunu inceleyen bağımsız bir koruma projesinde göreve başlamıştı. Ancak projeyi fonlayan özel kültür vakfı, bölgedeki koruma kurulu izinlerinin aksamasını gerekçe göstererek şantiyeyi bir gecede mühürledi ve çalışanların üç aylık birikmiş alacaklarını ödemeden kapılarını kapattı. Aylin, aylardır ahşap taşıyıcı dikmelerden topladığı lif ayrışması verileri ve nem dağılım paftalarıyla ortada kaldığı gibi, sahada kiraladığı hassas ultrasonik ahşap sertlik ölçerlerin ve kumpasların ağır kiralama faturasıyla baş başa bırakıldı.
Aralık ayının ısırıcı soğuğunda Sirkeci İskelesi’ne doğru yürürken cebinde kalan son bilet parasıyla ne yapacağını düşünüyordu. Kadırga’da kiraladığı küçük bodrum katı odasının sahibi, ödenmeyen iki aylık kira yüzünden o akşam kapının kilidini değiştirmişti. Kucağındaki çantada sadece çizim rapidoları, kumpasları ve el çizimi mizanpaj defteri vardı. Tarihi sur duvarının dibindeki ıslak mermer basamağa çöktü. Bütün emeğinin bir kalemde silinmesi göğsüne ağır bir taş gibi oturdu.
Gözyaşlarını rüzgâra verip çantasından teknik çizim bloknotunu çıkardı. Cılız sokak lambasının sarı ışığı altında, ahşap dikmelerdeki mantar tahribatı sınırlarını ve lif kopma hatlarını milimetrik kâğıda aktarmaya başladı. Kalem kâğıda her dokunduğunda içindeki kırgınlık mesleki bir tutkuya dönüşüyordu. O sırada yoldan geçen ve Tarihi Yarımada Ahşap Yapıları Koruma Kurulu’nu yöneten kıdemli bir restoratör mimar, basamakta titreyerek pürüzsüz statik deformasyon paftası çizen Aylin’i fark etti. Kâğıttaki teknik hassasiyeti gören uzman, genç kadına Çatladıkapı ve Kumkapı Sivil Mimarlık Örnekleri Restorasyon Projesi’nde baş saha koordinatörü olarak çalışma imkânı sağladı. Aylin, İstanbul’un tarihi surları arasında kendisine pes etmeme gücünün bahşedildiğini anladı.
Anadolu Hisarı Göksu Deresi Kıyısında Kayıp Osmanlı Dergâhı ve Kireç Harcı Erozyon Atlası
Selin için İstanbul, Beykoz Anadolu Hisarı’nın Göksu Deresi’ne paralel uzanan dar sokakları boyunca sıralanan tarihi ahşap ve kâgir dergâh yapılarının gölgelerinden, derenin Boğaz’a kavuştuğu yerdeki yosun kokusundan ve erguvan ağaçlarının yaprak seslerinden ibaretti. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Taş ve Harç Konservasyonu Bölümü yüksek lisans mezunuydu; Anadolu Hisarı ve Kanlıca hattındaki 18. yüzyıl Osmanlı dergâhlarının temel taşlarında ve tuğla derzlerinde tatlı su erozyonu nedeniyle oluşan kireç çözünmelerini inceleyen bağımsız bir araştırma projesinde çalışıyordu. Ancak projeyi üstlanan ana mühendislik bürosu, bütçe kısıntılarını gerekçe göstererek araştırmayı aniden iptal etti. Selin’in sekiz aydır dere kenarındaki bodrumlarda topladığı kireç harcı analiz verileri kilitli kalan şantiye konteynerinde hapsedildi; üstelik dijital yüzey nem ölçerlerin kiralama faturası Selin’in üzerine yıkıldı.
Gece saat üçte, Göksu Deresi’nin Boğaz’a açıldığı ıslak ahşap rıhtımda tek başına oturuyordu. Sonbahar yağmuru rıhtıma damlarken üzerindeki kaban sırılsıklam olmuştu. Kavacık’ta kaldığı pansiyonun günlük ücretini ödeyemediği için eşyalarını tek bir sırt çantasına sığdırıp sahile sığınmak zorunda kalmıştı. Cebinde sadece ertesi günün vapur parası duruyordu. Karşı yakadaki Rumelihisarı ışıklarının su üzerindeki yansımaları süzülürken geleceğe dair tüm umutları kararmıştı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.