Ekim ayının ıslak ve rüzgârlı bir salı akşamüstünde Marmara’dan yükselen yoğun sis Kadıköy Rıhtımı’nı kaplayıp Yeldeğirmeni’nin dik yokuşlarına doğru tırmanırken; Nilüfer kucağındaki hassas manyetik ses bantlarını, pirinç gramofon iğnelerini, lambalı amfi lambalarını ve ağır çelik plak kalıplarını düşürmemek için Karakolhane Caddesi’nden İskele Sokak’a doğru dengesini korumaya çalışarak yürüyordu. Doğuş Üniversitesi Ses Mühendisliği Bölümü son sınıf öğrencisi olan Nilüfer, plak kültürünün analoğa dayalı ses dokusunu Kadıköy’ün tarihi mahalle sesleriyle buluşturma sevdasıyla Sinop’tan İstanbul’a gelmişti. Yeldeğirmeni’nin yüksek tavanlı ama kışın dondurucu soğuk çeken eski bir apartman katının bodrum odasında yaşıyor; geceleri Kadıköy Çarşısı’ndaki küçük bir sahaf-plakçıda geç saatlere kadar plak temizleyip düzenleyerek hem kirasını çıkarıyor hem de nadir makara bantlar ve özel ses kaydedici ekipmanlar için para biriktiriyordu. O gün, hayatının en büyük profesyonel dönüm noktası sayılan uluslararası bir bağımsız ses ve müzik prodüksiyonu yarışmasının nihai kayıt teslim günüydü. Yeldeğirmeni’ndeki restore edilmiş tarihi bir taş depoda düzenlenecek "İstanbul’un Dip Sesleri ve Analog Hafıza" temalı sergi için aylardır uykusuz kalarak hazırladığı, Kadıköy vapur düdüklerini, martı çığlıklarını ve dalga seslerini makara bantlara kaydedip vinil baskıya dönüştürdüğü devasa "Marmara’nın Ses Haritası" master plağını jüriye ulaştırması gerekiyordu. Eğer eseri dereceye girerse hem Almanya’daki Berlin Müzik Teknolojileri Enstitüsü’nde iki yıllık burslu uzmanlık eğitimi imkânı kazanacak hem de aylardır biriken stüdyo ve cihaz borçlarını kapatabilecekti. Günlerdir hassas ses düzenlemeleri yapmaktan kulakları uğuldamış, tel ve kablo lehimlemekten parmak uçları yanık izleriyle dolmuştu.
Ancak İskele Sokak’ın dar ve kaygan kaldırımında ilerlerken, sokak arasındaki eski bir binanın dış cephe boyasını yapan ustaların taşıdığı demir iskele borusu kontrolden çıkarak gürültüyle Nilüfer’in üzerine doğru kaydı. Anlık bir dehşetle kenardaki taş duvara doğru sıçrayan Nilüfer’in ayağı, ıslak yaprakların örttüğü çukura takıldı. Sertçe yere kapaklanan genç kızın kucağındaki korumalı deri çanta elinden fırlayarak sokağın kenarındaki döküm demir çöp kutusunun keskin ayağına çarptı. Çantadan fırlayan o narin vinil master plak sert metale vurarak çatırdayarak tam ortasından ikiye yarıldı; üzerindeki hassas ses kanalları çizildi, haftalarca makara bantlardan aktarmak için uğraştığı o eşsiz analog ses izleri sokağın çamurlu su birikintisine saçıldı.
Nilüfer, dizlerindeki soyulmanın ve ellerine batan taş parçalarının acısını hissetmeden, çamurlu suyun içinde yatan kırık plağa bakarak donakaldı. Haftalarca ter döktüğü uykusuz geceler, nasırlı elleri ve Berlin hayalleri saniyeler içinde o ıslak sokağın ortasında yok olup gitmişti. Ağlamaktan nefesi kesilen genç kız, Kadıköy’ün bu rüzgârlı ve karanlık sokağında ne kadar çaresiz kaldığını hissetti.
O sırada sokağın hemen başındaki eski bir pikap ve ses cihazları tamirhanesinden çıkan, Yeldeğirmeni’nin kırk beş yıllık emektar ses ustası "Cemal Usta" gürültüyü duyup dışarı koştu. Nilüfer’in çaresizce kırık vinil parçalarını toplamaya çalıştığını görünce onu kolundan tutup kaldırdı, omuzlarına lehim ve gres yağı kokan önlüğünü örterek dumanı tüten kütük sobasının yandığı atölyesine götürdü.
Cemal Usta, Nilüfer’e dumanı tüten bir bardak sıcak çay uzattıktan sonra ikiye ayrılan master plağı inceledi. "Plak yarılır, iğne kayar ama içindeki frekans susmaz kızım," dedi babacan bir sesle. "Eski plak doldurucuları çatlayan taş plakları çöpe atmazdı; kırık hattın birleştiği kanallara erimiş bakır tozu ve özel reçine akıtır, iğnenin atladığı cızırtılı çatlak sesini kaydın ritmik bir 'kalp atışına' dönüştürürlerdi. Plağın yarası, onun kendi sesini doğurduğu yerdir."
Cemal Usta, raflardan erimiş bakır reçinesini ve mikro mikroskop altındaki lehim havyasını çıkardı. Nilüfer, ustanın rehberliğinde titreyen ellerini topladı; kırılan vinil parçalarını bakır reçinesiyle milimetrik olarak sabitledi, çatlayan ses hattının üzerine ince bakır tozu köprüsü kurarak plağa büyüleyici bir "bakır hatlı ritmik cızırtı Kintsugi" estetiği kazandırdı. Yarılan çatlak hat, pikap iğnesi üzerinden geçerken stüdyo kaydına Marmara’nın vapur düdüğüyle uyumlu, büyüleyici bir organik ritim katmaya başladı.
Teslim saatine son birkaç dakika kala sergi salonuna ulaşan Nilüfer, plağını gramofona takıp jüri üyelerinin karşısında çaldı. Sunumunda yaşadığı kazayı ve plağın kırıldıktan sonra bakır reçinesi ve çatlak cızırtısıyla kazandığı bu yeni özgün ritmi anlattı. Jüri üyeleri, kayıttaki bu beklenmedik organik ses derinliğine ve genç kızın pes etmeyen iradesine hayran kalarak çalışmayı birincilikle ödüllendirdi.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.