Sultanbeyli’nin otoban kavşağına komşu olan devasa antrepo caddelerinde soğuk kış rüzgârı esip geçerken, bölgedeki çok programlı Anadolu lisesinin son ders zili kentin gürültüsüne karıştı. On yedi yaşındaki Buse, okul kabanının fermuarını çene altına kadar çekip çantasının askılarını omuzlarında sıkıca kavradı. Sınıf arkadaşlarının otobüs durağına doğru yürürken akşam planları yapmasını izlemekle yetinip adımlarını tırların ve vinçlerin gürültüyle çalıştığı sanayi bölgesindeki kargo deposuna çevirdi.
Buse, iki yıl önce babasını bir şantiye kazasında kaybettikten sonra yatağa bağlı yaşayan babaannesi ve ilkokula giden iki küçük kardeşinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmıştı. Evin ödenmeyen birikmiş kirasını ve her ay katlanan medikal bez ve bakım giderlerini karşılayabilmek için hafta içi her gün okul çıkışında Sultanbeyli’deki bu endüstriyel yük kaldırma kayışları ve çelik sapan deposunun alt katında çalışıyordu.
Depo; gres yağı, kauçuk, erimiş sentetik ip kokusu ve ağır çelik halatların beton zemine sürtünürken çıkardığı gürültüyle kaplı, gün ışığından mahrum bir yerdi. Buse’nin görevi; dev makaralardan çekilen yüksek tonajlı polyester yük kayışlarını sıcak bıçakla ölçülü kesmek, kenarlarına hidrolik presle demir klemensleri çakmak, metrelerce uzunluktaki halatları rulo yapıp koli bantlarıyla mühürlemek ve nakliye paletlerine istiflemekti. Saatlerce sıcak kesim bıçağının önünde durmak gözlerini yakar, ağır çelik halatları ve kayışları taşımaktan omuz kaslarına ağrılar girerdi.
Buse’nin en büyük amacı ise İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni kazanmaktı. Kayış presleme tezgahının hemen yanındaki beton kolona şeffaf bantla sabitlediği biyoloji ve organik kimya özet föylerine bakarak çalışırdı. Bir yandan hidrolik pedala basarak kayış kenarlarını sabitlerken, bir yandan da göz ucuyla hücresel solunum, dolaşım sistemi ve kimyasal reaksiyon denklem sorularını zihninden çözüyordu. Arkadaşları sıcak odalarında sessizce test çözerken, o, gres yağı ve metal seslerinin ortasında geleceğini tırnaklarıyla kazıyordu.
O akşam, Gebze Limanı’na sevk edilecek iki yüz adet ağır sanayi yük sapanının preslenmesi ve ambalajlanması son ana kaldı. Depo sorumlusu sevkiyat tırını karşılamaya gidince, tüm sayım, bağlama ve istifleme yükü Buse’nin üzerine yıkıldı. Gece saat onu geçtiğinde elleri soğuktan ve yağdan hissizleşmiş, sırtı kilitlenmişti. Deponun ağır demir kepengini kapatıp otobüs durağına doğru yürürken bacakları yorgunluktan titriyordu; ancak cebindeki günlük yevmiyesi ve çantasındaki bitirilmiş test fasikülüyle İstanbul’un dondurucu gecesinde kendi geleceğini inşa etmenin gururunu taşıyordu.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.