Tophane’nin tarihi çeşmesinin yanındaki dar yokuştan aşağıya doğru nemli bir deniz sisi çökerken, semt lisesinin çıkış zili çaldı. Dilara, ders biter bitmez sırtındaki ağır çantasını düzeltip okul ceketinin düğmelerini ilikledi. Sınıf arkadaşlarının Karaköy kordonunda yürüyüş yapma planlarına katılmadan, adımlarını hızlandırıp Boğaz’a paralel uzanan dar ve karanlık ara sokaklara saptı.
On yedi yaşındaki Dilara, iki yıl önce babasının esnaflık yaparken batması ve ardından aileyi terk etmesi üzerine annesi ve küçük erkek kardeşiyle baş başa kalmıştı. Kirada oturdukları ahşap evin giderleri ve kardeşinin okul masrafları, Dilara’nın omuzlarındaydı. Bu yüzden her gün ders sonrasında Tophane’deki eski bir taş binanın alt katında yer alan, mikroskop mercekleri, rasathane camları ve özel büyüteçler imal edilen küçük bir optik atölyesinde çalışıyordu.
Atölye; yüksek devirli taşlama zımparalarının uğultusu, özel cam cila tozları ve keskin kimyasal maddelerin kokusuyla kaplı bir yerdi. Dilara’nın görevi; kesimden çıkan hassas optik camları elmas tozlu çarklarda pürüzsüzleştirmek, ince mercekleri mikroskop altında leke kontrolünden geçirmek ve ahşap muhafaza kutularına yerleştirmekti. Taşlama çarkından sıçrayan buz gibi devir suyu eldivenlerinden içeri sızar, parmaklarını hissizleştirirdi. İnce merceklerin pürüzlerini incelemekten göz pınarları kurur, akşam saatlerine doğru başı zonklamaya başlardı.
Dilara’nın asıl amacı ise İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri bölümünü kazanmaktı. Atölyedeki mercek kontrol tezgahının hemen üstündeki tahta rafa, şeffaf koruyucuya sardığı fizik ve matematik ders notlarını iğnelemişti. Bir yandan elindeki merceği parlatıp ışığa tutarak pürüz ararken, bir yandan da göz ucuyla optik kırılma indislerini ve vektör hesaplarını zihninden adımlıyordu. Arkadaşları rahat evlerinde test çözerken, o zayıf sarı lambanın altında, cam tozlarının arasında geleceğini ilmek ilmek işliyordu.
O akşam, kentin büyük bir üniversitesindeki laboratuvara yetiştirilmesi gereken elli adet özel mikroskop merceğinin teslimatı son dakikaya kaldı. Atölyenin yaşlı ustası elini kestiği için iş yarım kalmış, tüm sorumluluk Dilara’ya yüklenmişti. Saatlerce tek bir mercekte dahi milimetrik bir hata yapmadan, gözleri kan çanağına dönene kadar çalıştı. Gece saat onu geçtiğinde imalat bitmiş, kutular mühürlenmişti. Atölyenin ağır demir kapısını kilitleyip Tophane Tramvay Durağı’na doğru yürürken parmakları sızlıyordu; ancak cebindeki yevmiyesi ve çantasına koyduğu çözülmüş test föyüyle İstanbul’un sisli gecesine gururla baktı.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.